
Fütuhat-ı Mekkiye
Hamd,
şeyleri bir yokluktan ve yokluğun yokluğundan var eden ve şeylerin
varlığını kelimelerinin yönelişine dayandıran Allah'a mahsustur.
Bu sayede onların yaratılmışlığını ve Hakk'ın kadimliğinden kaynaklanan
özelliklerinin sırını öğrendiğimiz gibi Allah'ın bize bildirdiği
kadimliğini de öğreniriz.
Münezzeh
Allah, zuhur edip izhar ederek zahir olmuştur, batın kalmamıştır; fakat
(aynı zamanda) batın olmuş ve batın kılmıştır. Kulun varlığı, öncesinde
de sabit iken, O'nun için el-Evvel (ilk) ismini sabit kılmıştır; yok
oluşun ve yoksunluğun takdir edilmesi ise daha önce de sabit iken,
Hak için el-Ahir (son) ismini sabit kılmıştır.
Asır
ve muasır, cahil ve haberdar olmasaydı, O'nun el-Evvel ve el-Ahir veya
el-Batın ve ez-Zahir isimlerinin anlamını kimse bilmeyecekti. Bu gibi
isimler, bu en yüce anlamda Tanrı'nın güzel isimleri olsa bile, isimler
arasında bir farklılaşma vardır. Söz konusu farklılaşma, menzillere
yerleşmek için vesileler edindiklerinde belirginleşir...
İbn Arabi'nin Fusus'undaki
Anahtar-Kavramlar
(A comparative study of
the key phlisopohical concepts in sufism in sufism and taoism) - Toshihiko
IZUTSU
Merhum
Prof. Dr. Toshihiko Izutsu'nun A Comparative Study of The Key Philosophical
Concepts in Sufism and Taoism/Ibn 'Arabi and Lao Tzu, Chuang Tzu (Tasavvuf'da
ve Taoizm'deki Felsefi Anahtar-Kavramların Karşılaştırmalı Bir İncelemesi/İbn
'Arabi ve Lao-Tzu, Çuang-Tzu) başlıklı 2 cildlik abidevi eserinin tercümesini
takdim ettiğimiz bu I.cildinde Şeyhü'l-Ekber diye bilinen Muhyiddin
İbn Arabi'nin Fususü'l-Hikem'indeki temel anahtar-kavramlar semantik
bir incelemeye tabi tutularak Üstad'ın Ontoloji'si (yani 'Varlık Bilgisi')
ve buna bağlı olarak da 'Dünya Görüşü'nün temelleri ve çerçevesi ortaya
konulmuştur.

İBNÜ'L ARABİ SÖZLÜĞÜ
Önceleri
katı bir züht ve ahlak hayatı olarak ortaya çıkan tasavvuf, zamanla
İslam ilimlerine karşı bazen bir tepki, bazen onlara eklemlenen veya
onlara yeni boyutlar ekleyen bir ahlak hareketi şeklinde kendini ifade
etmiştir. Birkaç asır sonra ise kendi terminolojisini ve dilini geliştirmiş,
züht ve ahlak hayatını esas almakla birlikte teorik düzeyde çeşitli
konular hakkında görüşler ortaya koymuş, böylece sufilerin tecrübeleri
ekseninde bir dil ve yöntem anlayışı gelişmiştir. Bu nedenle sufiler
başından beri farklı bir yönteme ve dolayısıyla farklı bir bilgiye
sahip olduklarını iddia etmiştir.
İbnü'l-Arabi önceki sufilerden farklı olarak, kendisine ulaşan tasavvufi
birikimi, felsefe ve kelam gibi teorik ilimlerin de katkısıyla, teorik
bir düzleme çıkartmış, genellikle sûfinin hal ve tecrübesiyle ilgili
ve sınırlı görülen tasavvuf konularını kişisel deneyimlerin dışına
taşımış, bu deneyimi yaşamayanların bir şekilde katılabildiği yeni
bir tasavvuf anlayışı geliştirmiştir. Bu anlayışın temelinde ise
varlığın birliği öğretisi yatmaktadır ve bu öğreti, Tanrı-alem-insan
ilişkilerini belki de başka hiçbir düşünürün boy ölçüşemeyeceği zenginlik
ve çeşitlilikte yorumlama imkânı sağlamıştır.
İbnü'l-Arabi Sözlüğü, okurlara İbnü'l-Arabi'nin evrenine girmek için
vazgeçilmez bir anahtar sunuyor.
Hayal Alemleri / İbn Arabi
ve Dinlerin Çeşitliliği Meselesi (Imaginal worlds: ibn al-'arabi and
the problem of religious diversity)
William
C. CHITTICK
Bu
eser, hem birbirinden bağımsız hem de birbirine bağlı kabul edilebilecek
üç ana bölümden oluşmaktadır. Birinci Bölüm'de "İnsan Mükemmelliği"
başlığı altında vücud ve bu vücud ışığında alem ve insan ilişkileri anlatılır.
Bu ilişkiye bağlı olarak "İnsan-ı Kamil" kavramın ve İnsan-ı
Kamil'in bu ilişkideki yerine değinilir. O, alem'in göz bebeği gibidir.
O'nsuz bu alem boş, ruhsuz bir cesede benzer.
İkinci Bölüm, "Hayal Alemleri" başlığı altında, İbn Arabi'nin
hayal kavramına ayrılmıştır. Bu kavram bugün bizim kullandığımız anlamın
dışında kullanılmıştır. Şeyh'in hayal kavramıyla anlatmak istediği şey
zihne ait bir kurgu değildir. Hayal Alemi'nin de kendine özgü işleyiş
biçimleri vardır. Burada Hayal'e ait görünüşlerden ve Şeyh'in tecrübelerinden
örnekler verilir. Allah'ın rahmetinin gazabını geçmesi hakikatı bu bölümle
ilgili olarak söylenebilecek diğer önemli bir noktadır.
Kitabın Üçüncü Bölüm'ünde ise "Dinlerin Çeşitliliği" problemi
tartışılır.
İbn Arabi Kibrit-i Ahmer'in
Peşinde
(Ibn 'Arabi ou la quete
du soufre rouge) - Claude ADDAS
Vakıamda
bir meleğin beyaz bir nurla beraber bana geldiğini gördüm. Bu sanki
güneş ışığından bir parçaydı. "Bu nedir?" diye sordum.
Bana şöyle cevap verildi: "Bu Eş-Şu'ara suresidir." Onu
yuttum ve o zaman sanki bir tüy göğsümden boğazıma, boğazımdan da
ağzıma çıkıyormuş gibi hissettim. Bu başı, dili, gözleri ve dudakları
olan bir hayvandı. Başı Meşrık ve Mağrib ufuklarını kaplayıncaya
kadar genişledi, sonra yeniden küçüldü ve göğsüme geri döndü. O zaman
bildim ki sözüm Meşrık'a da Mağrib'e de ulaşacak."
Bu rüya sadık çıkmış, Şeyh-i Ekber'in vefatını takip eden asırlar boyunca
Ekberi irfan sürekli yayılarak en uzak ülkelere kadar ulaşmış,
Meşrık ve Mağrib'i kaplamıştır: Suriye, Mısır, Kuzey Afrika, İran,
Türkiye, Hindistan, Endonezya, Çin...
"Alemlere rahmet" olarak gönderilen peygamberin (a.s.m) kamil varisi
sadece veliler için ilham, arifler için irfan kaynağı olmakla yetinmemiş, aynı
zamanda bu rahmetin vesilelerinden de olmak istemiştir. Şeyh-i Ekber şöyle
söylemektedir: "Elhamdülillah, intikam ve cezayı sevenlerden değilim.
Allah beni rahmet üzere yarattı ve "Biz seniancak alemlere rahmet olarak
gönderdik" buyurduğu zatın rahmetinin varisi kıldı."
"Bir vakıamda Allah sana sırrımda göründü ve şöyle buyurdu: "Benim
keremime dair gördüğünü kullarıma öğret. Neden herşeyi kuşatmış olduğu halde
kullarım rahmetimden ümit kesiyor?"
Bu "herşeyi kuşatan rahmet" Hatem-i Evliya'nın tüm eserlerine
kaynaklık edecektir: Evrensel bir umut mesajı, nihai hükmün Yaratan'ın
rahmeti olacağına dair ısrarda asla vazgeçmeyen bir hatırlatma...
İbn Arabi Müdafaası
Şeyh Mekki Efendi, Ahmed
Neyli Efendi
İslam
Medeniyeti'nde hiçbir simanın fikirleri ve kişiliği, İbn Arabi'ninki
kadar tartışılmış değildir. Kendisinden sonra gelen düşünürleri keskin
bir çizgiyle ikiye ayıran Şeyhü'l-ekber, başta Füsusu'l-hikem olmak
üzere muazzam bir hacme sahip külliyatında yeralan fikirleri ve ifadeleri
sebebiyle yüzyıllar boyunca zahir uleması denilen alimlerin keskin
tenkitlerine hedef olmuştur. İbn Arabi hayranı Osmanlı Padişahı Yavuz
Sulatn Selim'in emriyle kaleme alınan elinizdeki eserde, tarih boyunca
İbn Arabi'ye yönelten itirazlar tek tek sıralanıp cevapları verilmektedir.
Şeyh Mekki Efendi tarafından Farsça yazılmış olan eser, bir Osmanlı
alim ve edebi olan Ahmed Neyli Efendi tarafından tercüme edilmiştir.
İbn Arabi literatüründe önemli bir katkı yapacağını düşündüğümüz kitap,
büyük arifin eserlerini okumaya bir hazırlık işlevi görecektir.

Bir Sufi'nin
Portresi- Şeyh-i
Ekber'rin Kaleminden Zunnun-i Mısrı -İbn Arabi
Bu
eser zühdü, irfanı, efsanevî hayati ve özlü sözleriyle ilk dönem sufîleri
arasında en çok dikkat çeken sîmalardan birisi olan Zunnun-ı Mısri'yi
anlatıyor. İslam maneviyatının ve tasavvufun büyük üstadı Şeyhü'1-Ekber
İbn Arabi'nin kaleminden çıkmış olması, eserin önemini arttırıyor.
Zunnun-ı Mısri'nin menkıbeleri, hayati, tanıdığı sufiler, sözleri ve
tasavvuf anlayışı merceğe alınmak suretiyle karakteristik bir sufinin
şahsiyetinde bütün bir tasavvuf düşünce ve eylem olarak tanıtılıyor.
Şeyh-i Ekber, bu kitabı yazma sebebi olarak şunları zikrediyor: "Ben
bu topluluğun içerisinde, Zunnun-ı Mısri'den daha çok seyahat eden
ve Allah dostlarıyla birlikte olan başka birisini görmedim." "Salihler
anıldığında rahmet iner, çünkü salihleri anmak Allah'ı anmak demektir.
Onların anılmasıyla inen rahmet ise, iliklerde müşahede edilir ve etkileri
de dışarılardan zuhûr eder. Onlar, yalnız Allah ile hatırlanır ve yalnız
O'na izafe edilirler. Onlar, yalnız O'nunla tanınmakta ve yalnız O'nun
için aranmaktadırlar. Onlar, tüm mahlukatın başvurusudur."
İslam maneviyatını, temellerine inerek incelemek isteyenler için büyük
bir hazine

Fena Risalesi
İbn Arabi
Metafizik
bilgi yolunun amacı olan İlahi Hakikat ancak, bir yandan varlıkta ya
da müşahede eden 'göz'de nisbi ve mümkün olan şeylerin 'fena'sı; öte
yandan gene aynı varlıkta mutlak ve zorunlu olan şeylerin 'beka'sı
demek olan, bir gerçekleştirim (realisation) sayesinde müşahede edilebilir.
Bu, kesinlikle, hiç bir mahiyet değişimini, hiç bir şekilde özün bozulmasını
ya da ortadan kaldırılmasını içermeyeceği gibi, daha önceden var olmayan
hiç bir sonucu da çıkarmaz. Yok olan şey, tanım olarak, kadüktür ve
daima 'yokluk' halindedir; kalan şey ise, sürekli olarak 'beka' halindedir,
ebediyen aynı şekilde olandır. İşte, müşahedeyi yapan varlık ya da
'göz' için yeni olarak gözüken ya da açıklanan şey, sadece 'Görme'dir.

Arzuların Tercümanı- Tercümanü'l-Eşvak
İbn Arabi- Çev.Mahmut Kanık
Ah
bir bilseydim, ah bir bilseydim onları
Hangi kalbe sahipler, acaba biliyorlar mı?
Ah gönlüm bir bilseydi, bir bilseydi
Hangi yollara düştüler, nasıl aştılar dağları
Sen sağ salim mi görüyorsun onları?
Ya da helak olmuş, yok olmuş gibi mi onları?
Hayrete düştüler aşıklar, geçtiler kendilerinden
Aşk içinde yanıp yıkıldılar, şaşırdılar yolları
Fususu'l - Hikem Tercüme
ve Şerhi I-II-III-IV
Doç.Dr. Selçuk Eraydın
M.Ü. İLAHİYAT FAK. VAKFI
İbnu'l-Arabi'nin
en meşhur eseri olan Fususu'l-hikem, İslam tasavvufunun Mesnevi ile
birlikte şah eserlerinden biridir. Hacmi küçük olmakla beraber anlaşılmasındaki
güçlük, Sadreddin Konevi'den itibaren günümüze kadar yüzden fazla Arapça,
Farsça ve Türke şerhlerinin yapılmasınıa sebep olmuştur. XX. Asrın
başlarında Avrupa'da İslam Tasavvufuna gösterilmeye başlayan alaka
gittikçe artmış, ibnu'l-Arabi'nin eserleri hakkında çalışmalar yapılmış
ve tercümeleri neşredilmiştir. Denebilir ki bugün batı dünyası İbnu'l-Arabi
ve eserlerini doğudan çok daha fazla tanımaktadır.
Cumhuriyet devrinin ilk yıllarında yazılan, Mesnevi şarihi Ahmed Avni
Konuk Bey'in Fusus'l-hikem tercüme ve şerhi.
Fusüsu'l-Hikem-İbn Arabi
Dr.Ekrem DEMİRLİ-KABALCI
YAYINLARI
Klasik anlamıyla bir tasavvuf kitabı olmayan
Fusûsu’l-Hikem, Batılıların teozofi, İslam filozoflarının ise ilm-i
ilahi veya marifetullah dedikleri bir disiplini temellendirmeyi hedefleyen
orijinal bir yapıttır. Fusûsu’l-Hikem’in Arabî’nin öğrencisi Sadreddin
Konevî’nin kullandığı anlamda bir metafizik kitabı olduğunu, Tanrı’nın
varlığını, O’nun âlemle ilişkisini konu edindiğini söyleyebiliriz.Fusûsu’l-Hikem
düşünce tarihimizde en çok şerh edilmiş eserlerden birisidir. Onun
tarih içindeki etkinliği öncelikle bu şerhler sayesinde mümkün olmuştur.
Farklı fikrî coğrafyalara mensup kişilerce şerh edilmiş, dahası Fusûsu’l-Hikem
şerhi yazmak bir düşünsel ustalık ölçüsü olmuştur.Fusûsu’l-Hikem
çeşitli tartışmalara yol açmıştır. Kimi zaman fakih ve kelamcılar
tarafından eleştirilmiş, bu eleştirilere sûfilerce çeşitli cevaplar
verilmiş ve böylece farklı bir literatür oluşmuştur.İslam düşünce
tarihinin en önemli entelektüel geleneklerinden birisinin kurucusu
olan İbnü’l-Arabî’nin başyapıtı Fusûsu’l-Hikem, şimdi yepyeni bir
çeviri ve şerhle okurun karşısında. Bu yeni çeviride Arabî’nin çetrefil
metninin çok daha kolay nüfuz edilebilir olduğunu göreceksiniz. Gerek
bölüm sonlarındaki notlar, gerekse kitabın ikinci kısmını oluşturan
şerhin rehberliğinde Arabî’nin karmaşık gibi görünen düşünsel sisteminin
düğüm noktaları çözülüyor. Ekrem Demirli yalnızca metni şerh etmekle
kalmıyor, belli başlı Fusûs yorumcularının görüşlerine de yer vererek,
geçmişte bu metnin nasıl algılandığını aktarıyor.
Endülüs'de Hadis ve İbn
Arabi
İnsan Yayınları -Ali Vasfi
KURT
İslam
medeniyetinin özgün eserlerinin vücuda getirildiği Endülüs'de, aklı
ilimlerin yanı sıra nakli ilimlerin de bu iklimin havasını teneffus
ettiğini görüyoruz.
Bu çalışmada, İslam aleminin Batı yakasında hadis ilmine dair neler türetildiğinin
değerlendirilmeleri ile birlikte geniş bir dökümünü bulacaksınız.
Yazar, çizmiş olduğu bu çerçevede, yine Endülüs'ün yetiştirdiği büyük
sufi düşünür İbnu'l-Arabi'nin hadis ile ilgili görüşlerinin geniş
bir tahlilini yapmaktadır. Sufi düşünce ile hadis ilminin buluştuğu
noktada hadis ilimleri ile ilgili şu tespitlerde bulunmaktadır.
"Muhaddisler vahyin nakilleri ve tebliğde nebilerin varisleri olduklarından,
risaletten ve nasibleri vardır. Fakihlere gelince, eğer onların hadis rivayetlerinden
bir nasibleri yoksa, onlar bu derecede olmadıkları gibi, kıyamette rasulerle
birlikte değil, avamla birlikte haşrolacaklarıdır. Ulema deyimi de, yalnız
ehl-i hadis için kullanılabilir. Çünkü gerçek anlamda imamnlar onlardır. Aynı
şekilde ehl-i hadisten olmayan zahidler, abidler ve ahiret ehli olanlar da,
verasetle temayüz etmemiş olan fakihler gibi, rasullerle değil, avamla birlikte
haşrolacaklardır. Yalnız onlar, orada, ehl-i içtihad olan fakihlerin avamdan
ilimleriyle temayüz ettikleri gibi, salih amelleriyle temayüz edeceklerdir."

İbn Arabi Anısına
Ebu' L -Ala AFİFİ, Seyyid
Hüseyin NASR, W. Montgomery WATT, İbrahim MEDKUR, Muhammed Mustafa
HİLMİ, Zeki Necib MAHMUD, Tevfik et-TAVİL - Çevirmen : Tahir ULUÇ
İbn
Arabi'nin yediyüzüncü doğum yıldönümü anısına Kahire'de düzenlenmesi
planlanan ama sonradan çeşitli sebeplerle gerçekleştirilmeyen bir kutlama
çerçevesinde, İbn Arabi üzerine yazılmış çeşitli makalelerden oluşan
bu eser bir anı kitabı niteliğinde. İbn Arabi hakkında yıllarca çalışmalar
yapan çeşitli bilim adamları ve düşünürlerden herbiri, İbn Arabi'nin
farklı bir yönünü anlatan birer makale yazmışlar ve bu makalelerden
bir kısmı elinizdeki kitapta biraraya getirilmiştir.

İlahi Aşk
İbn Arabi -İnsan Yayınları
Aşkla
sevgiyle ilgili açıklamalarımızı araştırma ve tahlilin en uç noktalarına
kadar götürdük. Ancak, sevgilinin çeşitli olması nedeniyle aşkın kaynakları
da o kadar çeşitli olmaktadır. Eğer beni iyi anladıysan, seni Yolun
üzerine koydum. Bununla birlikte tesbihten yani Allah'ı yarattıklarına
benzetmekten sakın kesinlikle sakın. Bil ki sevgi makamı çok şerefli
bir makamdır. Gene bil ki sevgi varoluşun aslıdır.

Marifet ve Hikmet
İbn Arabi- İz yayıncılık
Allah'ın
hükmünü bilmeyen kimse, Allah'a tam anlamıyla kul olamaz. Allah'a tam
ibadet edemez. Hiç kuşkusuz Allah, cahil bir kimeyi kendisine veli
ittihaz etmez.
İşte bütün bunlar, Marifet'in babaları ve fasıllarıdır. İnsan bu
bilgileri tam anlamıyla öğrenip kendine mal edebilirse, o zaman "Arif"
olarak isimlendirilir. Arifin Allah'la daimi ibir ünsiyeti vardır.
Kaldı Hak Teala için bir aynadır. Halim selimdir. Dünya ve ahiretten
uzak durur. Dehşet ve hayret sahibidir. İşlerini, amellerini Allah'tan
alır ve onları almak için Allah'a baş vurur. Belki karnı açtır, bedeni
çıplaktır, fakat hiçbir şeye teessüf etmez, çünkü gözü Allah'tan
başkasını görmez.

Sahilsiz Bir Umman : Muhyiddin
İbn Arabi
Michel Chodkiewicz- Gelenek
Yayıncılık
Başdöndürücü
bir terkip içinde fıkıhtan saf irfana dini ilimlerin tamamını kuşatan
bir tefekkürün karmaşıklığı, Şeyh-i Ekber'in bu tefekkürü ifade etmekte
kullandığı ibarelerin çoğu zaman birbirleriyle çelişik ya da en azından
muammalı görünüşü, ve nihayet onbinlerce sayfa tutan bir eserin muazzam
hacmi.. Bütün bunlar düşünüldüğünde, Ekberi irfanın yayılmasını zorlaştıracak
böyle etkenleri aşmanın mümkün olamayacağı zannedilebilirdi. Halbuki
durum hiç de böyle değildir.
Ekberı irfanın damgası sadece "entellektüel" tasavvuf üzerinde
bulunmakla kalmamakta, en farklı toplumsal tabaka ve kültür seviyelerini
içine alan tarikatlar aleminde de görülebilmektedir. Bu eserde, büyük
arifin irfanı hem kendi değeri bakımından, hem de çok geniş bir alandaki
tesirleri yönünden incelenmektedir.
Sadrettin
Konevi'de Bilgi ve Varlık
Ekrem Demirli
- Konevî Okumaları İçin Anahtar
İbnü’l-Arabî’nin
eserlerini şerh eden ve daha sistematik / teorik bir ifadeye kavuşturan
13. yüzyıl mutasavvıfı Sadreddin Konevî’nin külliyatını kısa zamanda
Türkçe’mize kazandıran Ekrem Demirli, Sadreddin Konevî’de Bilgi ve
Varlık başlıklı telif çalışmasıyla bu çabasını taçlandırıyor. Yazarın
2003’te gerçekleştirdiği doktora tezine dayanan kitap, bu alandaki
boşluğu dolduracak esaslı bir başvuru kaynağı.
|